Oksidatif Stres ve Doğal Antioksidanlar

07 Haziran 2021

Özcan Erdoğan – Veteriner Hekim

Kanatlılarda oksidatif strese bağlı problemlerin çeşitli verim ve performans kayıplarına sebep olduğu sıkça anlatılmaya başlanmıştır.

Kanatlı sektörünün hızlı gelişimine bağlı olarak yapılan ıslah çalışmaları, yüksek verimli hızlı büyüyen ırkların meydana gelmesi, çevresel ve beslenmeye bağlı problemler, viral ve bakteriyel hastalıklar, kanatlılar üzerinde çeşitli stres faktörlerinin oluşmasına neden olmuş bu strese bağlı olarak çeşitli problemler ortaya çıkmıştır. Son yıllarda, kanatlılarda oksidatif strese bağlı problemlerin çeşitli verim ve performans kayıplarına sebep olduğu sıkça anlatılmaya başlanmıştır.

Oksidatif stres nedir, nasıl oluşur?

Oksidatif stres, vücuttaki antioksidanlar ve prooksidanlar arasındaki dengenin bozulup hücre ve doku hasarının meydana gelmesidir.

Oksidatif stres, vücuttaki antioksidanlar ve prooksidanlar arasındaki dengenin bozulup hücrenin reaktif oksijen türleri (ROS) ve reaktif azot türleri (RNS) adı verilen serbest radikaller tarafından zarar görmesi, bu sebepten hücre ve doku hasarının meydana gelmesidir.

Özcan Erdoğan; “Oksidatif stres, reaktif oksijen türlerinin (ROS) yani vücutta oluşan serbest radikallerin hücresel moleküllere zarar vermesiyle DNA hasarına sebep olur.”

Ayrıca, proteinler ve lipitlere zarar vererek hücre ve dokularda tahribat yaratır. Organizmada oluşan serbest radikalleri normalde antioksidanlar parçalar; fakat çeşitli sebeplerle reaktif oksijen türlerinin (ROS) vücutta artması ve antioksidasyon mekanizmasının yetersiz kalması sonucu oksidatif stres adı altında bir dizi patolojik olay meydana gelmektedir. Bu durum, DNA tahribatı, doku hasarı ve hücre ölümüne sebep olmaktadır. Organizmadaki serbest radikallerin büyük kısmını oksijenden oluşan radikaller oluşturur. Oksijen molekülünün indirgenmesinden reaktif oksijen türleri (ROS) oluşmaktadır. Serbest radikaller belli bir oranda vücutta bulunurlar; fakat serbest radikallerin oluşumu ile antioksidan savunma mekanizması arasında ciddi dengesizlik olursa, oksidatif stres meydana gelir. Antioksidanlar bu oksidatif hasarı engelleyen moleküllerdir. Bunun için kendi elektronlarından birini vererek serbest radikalleri nötralize ederler. Antioksidanlar, organizmada enzimatik yapıda olarak da bulunurlar. Bunlara en iyi örnek, glutatyon peroksidaz enzimidir. Bu enzim, vücutta bulunan yararlı glutatyon seviyesini artırmaktadır.

Vücutta serbest radikallerin bulunmasının çeşitli olumsuz etkileri vardır:

1. DNA hasarı ve hücre ölümüne neden olurlar.

2. Lipit peroksidasyonuna yol açarlar.

3. Proteinlerdeki amino asitlerin oksidasyonuna sebep olurlar.

Bu nedenle, serbest radikallerin ortadan kaldırılmasıyla doku ve hücre harabiyetinin önüne geçilmiş olur, proteinler ve lipitlerin oksidasyonu önlenmiş olur. Bu iyileşme ile performans üzerinde olumlu etki elde edilir ve hayvan sağlığında kullanılmaya başlanmıştır. Bitkilerden elde edilen ekstraktların içinde bulunan polifenollerin ve özellikle de flavonoidlerin antioksidan etkilerinin çok iyi olduğu ve oksidatif strese karşı çok etkili olduğu görülmüştür. Vücutta antioksidan olarak, E vitamini, C vitamini, selenyum gibi vitamin ve mineraller, ayrıca enzimatik olarak glutatyon peroksidaz enzimi rol oynamaktadır. Son yıllarda antioksidan etkilerinden dolayı bitkilerden elde edilen antioksidanlar da insan Bu ekstraktlarda bulunan

antioksidan etkiye sahip polifenollerin ve flavonoidlerin stres dönemlerinde çok faydalı oldukları, Kansas State Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü bir çalışmada ortaya konulmuş ve bilimsel dergilerde yayınlanmıştır.

Yeme konulan bitkisel antioksidanların oksidatif stresi önledikleri, verim parametreleri, fertilite, immunite ve et kalitesi üzerinde belirgin iyileşmeler yaptıkları gözlenmiştir. Bitkisel antioksidanlar, doğal bitkisel kaynaklardan elde edildiklerinden, herhangi bir olumsuz etkileri

yoktur. Direkt karaciğerde etki mekanizmasını göstererek okside olmuş glutatyonu, (GSSH) indirgenmiş glutatyona (GSH) dönüştürürler. Serbest radikallerin (ROS) oluşumunu önleyerek oksidatif stresi ortadan kaldırırlar. Böylece hücre ve dokuların hasar görmesini engellerler. Bitkisel antioksidanlar, DNA hasarı, lipit peroksidasyonu ve protein oksidasyonunu önleyerek hücreleri korumaktadır. Hücrelerin korunması sonucu, zooteknik performansların arttığı, damızlık sürülerde fertilite ve kuluçka çıkım randımanın iyileştiği, T-hücrelerinin korunarak immunoglobulin (IgA ve IgG) seviyesinin arttığı, buna bağlı olarak bağışıklığın güçlendiği belirilenmiştir. Ticari ve damızlık yumurtacı tavuklarda yumurta kabuk kalitesinin iyileştiği, böylece kırık, çatlak, gizli çatlak gibi yumurta problemlerinin azaldığı, satışa sunulan ve kuluçkaya basılan yumurta sayısını arttırdığı görülmüştür.

Oksidatif stresin en önemli zararlı etkilerinden biri de et kalitesi üzerinde meydana getirdiği olumsuzluklardır. Bu kayıplar, hem pazarda hem de ekonomik olarak firmalarda ciddi zararlara neden olmaktadır. Broiler et üretimindeki hızlı artış, hızlı büyüme, değişik beslenme şekilleri, ayrıca strese bağlı olarak (taşıma, sıcaklık, kümesteki yoğunluk gibi) ortaya çıkan etkenler, oksidatif strese neden olmakta ve bu durum et kalitesini olumsuz etkilemektedir. Özellikle etin su tutma kapasitesi, solgun et sendromu, raf ömrünün kısalması, beyaz çizgili göğüs eti, odunsu göğüs eti gibi problemlerartmaya başlamıştır. Hızlı büyüme ve beslenmeye bağlı olarak değişen koşullar, yapılan ıslah çalışmalarıyla göğüs eti üzerinde etkili olmuştur. Göğüs fileto eti, bir broiler piliçin neredeyse 1/3’ünü oluşturmaktadır. Bu hızlı ilerleme sonucunda, göğüs kası yapısında birtakım değişimler olmaktadır. Bu durum, göğüs eti üzerinde miyopatilerin görülmesine sebep olmaktadır. Bunlardan en çok görüleni beyaz çizgili kas problemidir. Bu oran yüksek olursa, tüketicinin ürünü kabul etmesi üzerinde olumsuz etki yaratmakta, bu da ekonomik kayıplara neden olmaktadır. İkinci problem, odunsu göğüs eti problemidir. Bu etler sertleşmiş bir yapıdadır. Son dönemde, nekrotik fileto da en çok görülen problemlerden biri olmaya başlamıştır. Yavaş gelişen etlik piliçlerden elde edilen göğüs etinin hem protein düzeyi hem de su tutma kapasitesinin, hızlı gelişen piliçlere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Bu tip yavaş gelişen etlerde, hızlı gelişen piliçlerin göğüs etlerine göre yağ düzeyi daha düşük bulunmuştur. Hızlı gelişen piliç etlerinin göğüs eti yapısında bulunan yüksek yağ içeriğinden dolayı besleyici değeri düşmekte, protein oranı azalmaktadır. Bu tip etlerde okside olmuş glutatyon (GSSH) seviyesinin arttığı görülmüştür. Bu da oksidatif stresin odunsu göğüs eti oluşumuna sebep olduğunu göstermektedir. Oksidatif stres sonucu kaslarda bulunan bu yüksek yağ oranı, yağın okside olmasına neden olmaktadır. Bu durum, et ürünlerinde besin madde kayıplarına, istenmeyen tat, renk ve raf ömrünün azalması gibi olumsuzluklara neden olmaktadır. Oksidatif stresin özellikle et kalitesinde çok olumsuz rol oynadığı görülmüştür. Kanatlı etleri lipit ve protein oksidasyonu reaksiyonlarına karşı oldukça duyarlıdır. Bu durum, kanatlı etlerinde kalite bozulmalarına neden olur. Serbest radikallerinin çok olması, kanatlı hayvanlarda oksidatif strese yol açar. Mevcut antioksidanlar yeterli gelmediğinden, serbest radikaller oksidatif strese neden olarak et kalitesini bozar.  Hızlı büyüme, sıcaklık stresi gibi durumlar kanatlı hayvanlarda antioksidan savunma sisteminin bozulmasına sebep olur. Kanatlılar oksidatif strese duyarlı hale gelirler. Bu durumun önlenmesi ve et kalitesinin korunması için doğal bitkisel antioksidanların, özellikle bunların yapısında bulunan flavonoidlerin yemlerde kullanılması et kalitesinin iyileştirilmesinde çok önemli rol oynamaktadır. Bitkisel doğal antioksidanlarla yapılan yemlerle beslenen broiler piliç etlerinin su tutma kapasitelerinin arttığı, et parlaklığının daha iyi, raf ömrünün daha uzun olduğu, odunsu göğüs eti ve beyaz çizgili et oluşumunun azaldığı, büyümeye bağlı olarak etin protein yapısının değişime uğramadığı, etin lezzetinin korunduğu, lipit peroksidasyonun antioksidan kullanılmayan broiler piliçlere göre daha az olduğu görülmüştür.

Oksidatif stres, özellikle serbest radikallerin hücre ve doku üzerinde meydana getirdiği tahribat sonucu, kanatlılar üzerinde olumsuz etkilere neden olmaktadır. Vücuttaki antioksidanlar yeterli olmadığında oksidatif stres oluşmaktadır. Bu durumu ortadan kaldırmak için son yıllarda doğal bitkisel antioksidanlar, yem içerisinde kullanılmaya başlanmıştır. Doğal bitkisel antioksidanlar kalıntı problemi olmayan, ısı stabilitesi yüksek doğal ürünler olduğundan, oksidatif stresi önlemede ve verim parametrelerinin iyileştirilmesinde ve et kalitesini korumada önemli bir yer tutmaktadır. Gelecekte de kullanımlarının artarak devam edeceği düşünülmektedir.

Keyifli okumalar dileriz

Diğer Yenilikçi teknolojiler üzerine yazıları gözden geçirmek isterseniz,

Besleme ve Yem Hammaddeleri ile ilgili güncel haberleri gözden geçirmek isterseniz,

Print Friendly, PDF & Email
Follow by Email
Facebook
Twitter
YouTube
LinkedIn
Instagram