aaKırmızı Tavuk Biti ve Etkileri - Turkish Poultry Net

Kırmızı Tavuk Biti ve Etkileri

28 Haziran 2021

Muhammet Ali Ağmaz – Veteriner Hekim

Ülkemizde üreticiler tarafından kırmızı tavuk biti olarak bilinen ancak bilimsel terminolojide kanatlı kırmızı akarı (KKA) olarak tanımlanan Dermanyssus gallinae tavukçuluk sektöründe en yaygın dış parazittir.

Ülkelere ve yetiştirme sistemlerine bağlı olarak dünya genelinde yumurtacı sürülerde KKA ile bulaşıklık oranı %20-90 arasında değişim göstermektedir.

Dermanyssus gallinae hematofagus kan ile beslenen bir dış parazittir ve ana konakçısı özellikle tavuklardır.

Dermanyssus gallinae hematofagus kan ile beslenen bir dış parazittir ve ana konakçısı başta tavuklar olmak üzere kümes hayvanlarıdır. Fakat söz konusu parazitin hindi kümeslerinde de görüldüğü, ayrıca kafes kuşları, güvercin, bıldırcın ve yabani kuşları da enfeste ettiği bilinmektedir.

Dermanyssus gallinae, 5 farklı yaşam evresine sahiptir.

Dermanyssus gallinae yaşam evreleri; yumurta, larva, protonimf, deutonimf ve ergin evreleridir. Bu evrelerden sadece nimf ve ergin aşamada ve genellikle geceleri beslenmektedirler. Bu akarlar 30 dakika ile 180 dakika arasında değişen bir zaman dilimi boyunca beslenirler. Ergin hale gelen bir akar çiftleştikten sonra kan emmeyi takiben her 12-24 saatte sayıları 1-9 arasında değişen yumurta bırakmaktadır. Tüm yaşamları boyunca birkaç kan emme ve yumurtlama döngüsünü tamamlarlar ve bir dişi akar toplamda 30 civarında yumurta üretir. Uygun koşullar altında (28-30 oC) 2-3 günde yumurtalardan larvalar meydana gelmektedir. Bu larvalar 1-2 gün sonra beslenmeksizin deri değiştirerek protonimf haline dönüşmektedirler. Protonimf hematafagustur ve bu yüzden deri değiştirmeden önce kan ile beslenmeye ihtiyaç duymaktadır. Kan ile beslenmenin ardından protonimf, 24-48 saat içerisinde deri değiştirerek deutonimfe dönüşür. Deutonimf aşaması diğer bir beslenme aşaması ile devam etmekte ve bunun neticesinde deri değiştirerek ergin birey oluşmaktadır.

Dermanyssus gallinae, 5 farklı yaşam evresine sahiptir.

Kanatlıların kırmızı akarının yüksek oranda üreme özelliğine sahip olması geniş bir akar populasyonunun meydana gelmesini sağlamaktadır. Dişi akarlar 5-45 oC arasında olan çevre sıcaklığında yumurtlayabilmekte ve 5-25 oC arasında beslenmeksizin 9 ay boyunca hayatta kalabilmektedirler. 20-45 oC ortam sıcaklıklarında oviposizyon süresinin 1-3,2 gün olduğunu, fakat 5 oC sıcaklıkta bu sürenin 28 güne çıktığını, -20 oC’nin altındaki ve 45 oC’nin üzerindeki sıcaklıkların ise akar için letal olduğu belirtilmiştir. Akarın beslenmeksizin uzun bir süre yaşayabilmesi, koşullar uygun olduğunda mevcut ortamdaki sayısının yeniden artması ve varlığının uzun süre devam etmesini sağlamaktadır. Bu durum, barınak boşaltılsa dahi bir sonraki üretim sürecine değin yetiştirme ortamında parazitin var olacağı anlamına gelmektedir. Sonuç olarak akarın bu kabiliyeti, konak bulma ve yeniden enfestasyon olasılığını yüksek tutmaktadır.

D. gallinae’nin geceleri beslendiğini, günün diğer zamanlarında kafeslerin, duvarların ya da civardaki çatlak ve yarıkların içerisinde geçirdiği belirtilmiştir. Akarların konak üzerinde yalnızca beslenmek için kaldığını ve daha sonra emdiği kanı sindirmek ve yumurtlamak için barınakta bulunan çatlak ve yarıklara hareket ettiği belirtilmiştir. Birkaç günlük aç kalma periyodunu takiben akarların gün ışığında da beslenebileceği görülmüştür. Bu açıdan D. gallinae birçok dış parazitten farklı olarak genellikle geceleri aktif olan, karanlıkta konağın üzerinde bulunan bir türdür. Dolayısıyla gündüzleri hayvanların üzerinde yapılacak bir akar kontrolünün gerçek akar varlığını yansıtmadığı için yanıltıcı olacağı unutulmamalıdır. Akar taraması yapılacağı zaman kloaka, göğüs, kanat ve bacaklar da dâhil olmak üzere kapsamlı bir vücut taraması, akar varlığının tespiti açısından daha olumlu sonuç verebilir. Ancak hayvanların üzerindeki akar varlığı, enfestasyon yükü hakkında fikir vermede yardımcı olsa da enfestasyon şiddeti görüldüğünden fazla olabilmektedir. Ayrıca saklandıkları yerler, kontrolü ve tespiti zor yerler olduğu için akar popülasyonunun tam olarak izlenmesi ve buna bağlı olarak da mücadelesi için uygulama şansı da pek mümkün olmamaktadır.

Danimarka, Sırbistan, Birleşik Krallık, Fransa, Montonegro, Fas, Hollanda, Norveç, Japonya, İtalya ülkelerine ait prevalans bilgilerinde, KKA’nın hem yumurtacı hem de broiler kümeslerinde ve organik yetiştiriciliği de içeren tüm yetiştirme sistemlerinde yüksek oranda görüldüğü bildirilmiştir.

Dermanyssus gallinae’nin prevalansına yönelik çalışmalar genellikle Avrupa kaynaklı bildirilerdir. İngiltere’de ticari yumurtacıların %60-85’inin kanatlı kırmızı akarı ile enfeste olduğu bildirilmektedir. Polonya’da da farklı yetiştirme sistemlerinde ve yüksek enfestasyon oranlarında varlığı bildirilen KKA’nın, ülkemizde varlığı ve kanatlı yetiştiriciliğinde prevalansına dair detaylı bilginin çok az olduğu görülmektedir.

Muhammet Ali Ağmaz; “Hayvan değişimi, ekipman ve insanlar aracılığıyla da akarın yayılması ve kümesler arası geçişi mümkün olmaktadır.”

Avian influenza, Newcastle hastalığı ve akar gibi dış parazitlerin yaban hayvanlarında tespit edildiği ve bu şekilde evcil kanatlılara yayılabildiği bildirilmiştir. Hayvan taşıma materyalleri, yem ve yem çuvalları ve hatta küçük bir tüy ile dahi akarın farklı yerlere yayılması söz konusu olabilmektedir.

100 g ağırlığında bir kuşun vücudundaki toplam kan miktarı yaklaşık 20 ml’dir.Bu miktarın %10 düzeyindeki kaybı hayvanın sağlığını tehlikeye sokmaktadır.

Dermanyssus gallinae sahip olduğu ağız yapısı ve beslenme şekli itibariyle konağın kanı ile beslenen bir dış parazittir. Bu da konak üzerinde hem kan ile ilişkili sağlık sorunları hem de akarın beslenme şekline bağlı sağlık sorunları gibi bir takım olumsuzluklara sebep olmaktadır. Ergin bir akarın yaklaşık 0,2 μl kan emebildiğini bildirilmiştir. Bu miktar akarın kendi canlı ağırlığının yaklaşık 4 katıdır. Şiddetli enfestasyonlarda hayvan başına düşen akar sayısının artması ile beraber sorun daha da büyümektedir. 100 g ağırlığında bir kuşun vücudundaki toplam kan miktarı yaklaşık 20 ml olduğu bilinmektedir. Bu miktarın %10‘unun kaybı hayvanın sağlığını tehlikeye sokmaktadır. KKA enfestasyonunda mortalitenin %5’ten %52’ye kadar arttığı bildirilmiştir. Toplam akar populasyonu ile tavuk ölüm oranı arasında önemli bir ilişkinin olduğunu ve akar sayısındaki artışın toplam hayvan kayıplarında bir artışa neden olduğu belirtilmektedir. Akar enfestasyonunun broiler sürülerinde mortalite oranının artmasına neden olduğunu ve bazı hastalıklara karşı yapılan aşılamada immün cevabın olumsuz etkilendiği rapor edilmiştir. Enfeste tavuklar her ne kadar kan hücreleri üretimini arttırsalar da, akar populasyonunun büyümesi ile oluşan kan kaybı kan üretimini aşmakta ve anemi şekillenmektedir.

KKA’nın sahip olduğu delici-emici ağız yapısı, kan emdiği deri yüzeyinde çeşitli kızarıklardan şiddetli yangılar ve dermatitise kadar birçok deri problemine yol açabilmektedir. Bu ‘ısırıkların’ genellikle geceleri aktif olan bir parazit tarafından gerçekleştirilmesi, konağın dinlenme zamanında dahi ne denli rahatsız olabileceğini göstermektedir. Bu bağlamda da akarın meydana getirdiği sorun sadece anemi ile kalmamakta, hayvanlar üzerinde tedirginlik, kaşınma, yerinde duramama ve iritasyon gibi, enfestasyonun farklı semptomları da görülebilmektedir. Söz konusu etkiler, akarın hayvan üzerinde önemli bir stres faktörü olabileceğine işaret etmektedir. Akar enfestasyonu neticesinde artan kortikosteron ve adrenalin ile nöroadrenalin seviyelerinin, yumurtacı tavuklarda somatik ve psikojenik stresin bir göstergesi olduğu bildirmektedir. Stres, organizmanın mevcut olumsuz koşullar ile başa çıkma yetisi olarak düşünülürse, stres altında bağışıklık sistemi ve diğer yaşamsal mekanizmaların da enfestasyon koşullarında olumsuz etkilenebileceği göz ardı edilmemelidir. Netice itibariyle akarın hayvan üzerindeki bu eklemeli ve karmaşık etkisinin hayvan refahı olgusuna da ters düştüğü görülebilir.

KKA’nın tavuklarda hastalık yapan birçok patojenin vektörü olabilme potansiyaline sahip olduğu bildirilmiştir.

Bu anlamda KKA’nın vektör olabileceği hastalıklar Newcastle, kanatlı spiroketozisi, çiçek, kolera, ensafalitis, Erysipelas ve Salmonella olarak bildirilmiştir. KKA’dan izole edilen Salmonella gallinarum’un akarlarca uzun süre taşınabilecekleri bildirilmiştir. Yumurtacı çiftliklerinde KKA prevalansının oldukça yüksek olduğunu ve akar varlığı ile enfeste çiftliklerdeki Salmonella spp.varlığının yakından ilişkili olduğu ortaya koyulmuştur. Yayılma ve bulaşması bu denli kolay olan bu dış parazitin, beraberinde çeşitli hastalık etmenlerini de yayması, KKA’nın tehlikeli etkilerinin ve ona olan dikkatin artmasına neden olmaktadır.

Dermanyssus gallinae’nin neden olduğu sağlık sorunlarının yumurta üretiminde düşüşe neden olduğu ortaya konmuştur.

KKA enfestasyonu neticesinde büyüme, yumurta üretimi ve yumurta kalitesinin önemli düzeyde azalabileceği rapor edilmiştir. Ticari yumurtacılıkta KKA’nın ciddi bir problem olduğunu; bunun yalnızca çeşitli patojenler için potansiyel bir vektör olduğu için değil, aynı zamanda ve daha da önemlisi hayvan refahının ve üretimin doğrudan etkilenmesi sebebiyle meydana geldiği bildirilmiştir. Damızlık broyler sürülerinde yapılan çalışmada, akar enfestasyonunun şiddetlenmesi ile birlikte yumurta üretimi ve döllü yumurta oranının azaldığı bildirilmiştir.

Parazitlerin hayvansal üretime etkisi sadece verim düşüklüğü ile kendini göstermemektedir. Parazitler aynı zamanda hayvansal ürünlerin kalitesinin azalmasına da neden olmaktadır. Yüksek yoğunluktaki D. gallinae popülasyonunun bulunduğu kafes sistemlerinde, transfer ve paketleme esnasında kan emmiş akarların ezilmesi neticesinde yumurta kabuğunda lekelenmelerin meydana geldiği ve söz konusu lekelenmenin ikinci kalite yumurta oranını %2 ile %14’e kadar arttırdığı bildirilmiştir. Buna ilave olarak yumurta ağırlığında azalma ve kabuk direncinde düşüşün meydana geldiği bildirilmiştir.

Fransa’da D. gallinae’nin neden olduğu ek maliyetin kafes sistemi için 4,33 euro/100 tavuk, alternatif sistemler için ise 3,83 euro/100 tavuk olarak hesaplanmıştır. Söz konusu parazitin meydana getirdiği ekonomik kayıpların başında bu parazit ile mücadele ve kontrol uygulamalarından kaynaklanan masraflar yer almaktadır. Hollanda’da kanatlı yetiştiricileri ile yapılan bir çalışmada koruyucu ve kontrol amaçlı giderlerin tavuk başına 0,14 euro; düşük yumurta kalitesi, yüksek mortalite ve yüksek yem tüketimi nedeniyle oluşan zararın tavuk başına 0,29 euro olduğu bildirilmiştir. Tavukçuluk işletmelerinde D. gallinae’den kaynaklanan maliyet içerisinde çalışanlardan kaynaklanan giderlerin tahminin zor olduğu bildirilmekle birlikte, bazı ülkelerdeki yetiştiricilerin işçilerine, D. gallinae ile enfeste olmayan sürülerde çalışanlara göre 3 kata kadar daha fazla ücret ödedikleri bildirilmiştir. KKA’nın tahmini yıllık maliyetinin Birleşik Krallık’ta 3 milyon euro, Hollanda’da 11 milyon euro, Japonya’da ise 66,85 milyon euro olduğu rapor edilmektedir. Kanatlı kırmızı akarının kontrol giderleri ve üretim kayıplarının maliyetinin AB yumurta tavukçuluğu endüstrine olan maliyetinin yıllık 130 milyon euro civarında olduğu tahmin edilmiştir.

Dünyada ve ülkemizde tavukçuluk sektöründe KKA sorunu ile mücadelede çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Yumurtacı sürü kümesten çıktıktan sonra barınak, alet ve ekipmanlar temizlenerek dezenfekte edilmektedir. Üreticiler KKA istilasına karşı boş kümesi 70oC’de yüksek basınçlı su buharı ile temizlemektedir. Hollanda ve Norveç’te KKA istilasına karşı kümesin ısıtılmasının (>45oC) yaygın bir uygulama olduğu, ancak bu metodun hem pahalı hem de plastik ekipmanlar için uygun olmadığı belirtilmiştir. Ticari koşullarda ise KKA ile mücadelede yaygın olarak sentetik akarisitler kullanılmaktadır. Kısa sürede yüksek düzeyde etki gösterebilen sentetik akaristler ucuz ve kolay uygulanabilen insektisitlerdir. İki sürü arasında kümes, alet ve ekipmanlar akaristler ile spreylenir. Ancak, kümes boş iken kullanımı tavsiye edilen akaristler hayvan kümeste iken yoğun KKA istilasının söz konusu olduğu durumlarda da uygulanabilmektedir. Genellikle geceleri spreylenen sentetik akaristler hayvana, kümesteki alet-ekipmana ve yeme bulaşmaktadır. Uzun süre aynı akarisitin tekrarlanan kullanımı ise akarlarda direnç oluşumuna neden olmakta ve bu durum akaristlerin etkinliğini olumsuz etkilemektedir. Bunun yanısıra, KKA ile mücadelede önerilen akarisitlerin tamamı gıda güvenliği açısından uygun değildirler ve organlarda/dokularda birikerek yumurtada ve tavuk etinde toksik kalıntı problemine yol açmaktadırlar. Tavukçuluk sektöründe akarisit kalıntısı ile ilgili 2017 yılında dünya çapında bir kriz yaşanmış, potansiyel sağlık riskleri nedeniyle milyonlarca yumurta imha edilmiş ve dolayısıyla büyük ekonomik kayıplar oluşmuştur. Sözlü ve yazılı basında “Fipronilli Yumurta” veya “Zehirli Yumurta” olarak duyulan bu olay ilk olarak Belçika ve Hollanda’da saptanmış ve kısa zamanda çok sayıda Avrupa ülkesine yayılmıştır. Daha sonra, fipronilli

yumurta skandalına arasında Türkiye’nin de bulunduğu 40 ülkenin adı karışmıştır. Ülkemizde Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Ulusal Kalıntı İzleme Planı dahilinde yapılan incelemeler neticesinde, yumurtada fipronil kalıntısına rastlanmadığı açıklaması yapılmıştır. Tavukçuluk sektöründe 2017 yılında yaşanan fipronilli yumurta krizi nedeniyle Tarım ve Orman Bakanlığı bitkisel üretimde kullanılan fipronil içeren bileşiklerin 01.01.2019 tarihinden itibaren yasaklandığını bildirmiştir. Herhangi bir Avrupa Birliği ülkesinde kümes hayvanı barınaklarında KKA ile mücadelede kullanımına izin verilen fipronil içeren bir biyosidal ürün bulunmamaktadır. EFSA (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi), 2018 yılında sunduğu kapsamlı raporda, yumurtada fipronil krizinin yumurtacı tavuklarda ve çiftliklerde fipronil içeren ürünlerin yasadışı kullanılmalarından kaynaklandığını belirtmiştir. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre fipronil memeliler için orta derecede tehlikeli bir insektisit etken maddesidir ve insanlarda uzun süreli maruziyet söz konusu olduğunda böbrek, karaciğer ve tiroit fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilmektedir. Birleşik Devletler Çevre Koruma Ajansı (US EPA) fipronili, “insanlar için olası kanserojen” madde olarak tanımlamıştır. Fipronil içeren yemle 2 yıl boyunca beslenen erkek ve dişi sıçanlarda tiroit tümörü saptanmıştır. Sıçanlarla yürütülen bir başka çalışmada ise fipronilin endokrin sisteminin normal işleyişini değiştirebileceği ve dişi sıçanlarda üreme anomalilerine neden olabileceği belirtilmiştir. Ağız yolu ile fipronile maruz kalan insanların terleme, bulantı, kusma, baş ağrısı, karın ağrısı, baş dönmesi, tonik-klonik nöbet, parestezi ve zatürre belirtileri gösterebileceği bildirilmiştir.

KKA ile mücadelede sentetik akarisit kullanımı hem hayvan hem de insan sağlığını tehdit etmektedir. Oysaki sağlıklı beslenmenin ilk şartı yeterli miktarda güvenilir gıdalara ulaşabilmektir. Bu bağlamda, günümüzde artan toplumsal baskılar nedeniyle KKA ile mücadelede doğal akarisitlerin kullanımı giderek önem kazanmıştır. US EPA göre belirli bitkisel ekstraklar ve uçucu yağlar çevre dostu pestisitlerde aranan minimum risk kriterlerini sağlamaktadır. Dolayısıyla, KKA ile mücadelede bitkisel ürünlerin akarisit etkisinden yararlanmanın gıda güvenliği açısından herhangi bir tehlike oluşturmayacağı ileri sürülmektedir. Nitekim, organik üretimde kullanılan bitkisel insektisitlerin hedef olmayan organizmalarda düşük toksik etki göstermeleri, kısa zamanda dekompoze olarak çevre kirliliğine yol açmamaları ve ürünlerde kalıntı sorunu oluşturmamaları gibi avantajları bulunmaktadır. Ancak, uçucu özellikteki bitkisel ürünlerin akarisit etkilerinin ise kısa süreli olduğu belirtilmektedir.

Keyifli okumalar dileriz

Print Friendly, PDF & Email
Follow by Email
Facebook
Twitter
YouTube
LinkedIn
Instagram