Kanatlılarda Stres ve Önemi

Kanatlılarda Stress

Eylem Akkaya – Zooteknist

Stres, günlük konuşmalarda sık sık geçen ve farklı anlamlarda kullanılan “baskı” ya da

“gerginlik” diye çevirebileceğimiz bir sözcük.

Stres günlük konuşmalarda kullanıldığı gibi endişe ve sıkıntı anlamına gelmez. Stres; karşılaşılan yeni durumlarda canlının ruhsal, bedensel sınırlarının zorlanmasıdır. Organizma bu yeni duruma uymak için belli tepkiler gösterir. Organizma bu yeni duruma uymak için belli tepkiler gösterir. Buna stres tepkisi denir. Yanlış olarak stres diye adlandırılan endişe, sıkıntı ise organizmada, stres etmenlerine karşı başa çıkamama durumunda gelişen psişik değişikliklerdir.

1950’lere kadar stres, organizmada fizyolojik ve fizyopatolojik değişiklikler yapan uyaran olarak kabul edilmekteydi. 1952’de Kanadalı fizyolog Selye, stresi uyaranlara karşı organizmanın verdiği yanıt olarak tarif etti. Canlılarda stres oluşturan etmenler “Stresörler” diye tanımlanmaktadır.

Geçen yüzyılda hayvansal üretim teknikleri sürekli olarak geliştirilmiş, hayvan ıslahı, bakım ve besleme, sağlık koruma, ürünlerin işlenip pazarlanması gibi konularda pek çok yenilik uygulama alanına konulmuştur.

Son yıllarda “entansif hayvancılık” modeli “sürdürülebilir hayvancılık” modeline dönüşmeye başlamıştır. Sürdürülebilir üretim şekli; toprak, su, bitki ve hayvan gen kaynaklarının korunduğu, çevre ile dost, teknik olarak yeterli, ekonomik olarak yürütülebilir ve sosyal olarak kabul edilebilir bir üretim şeklidir¹.

Sürdürülebilir hayvancılıkta hayvan hakları ve hayvan refahı da önem kazanmıştır. Bunun bir nedeni günümüz insanlarının hayvan haklarına ve türlerin korunmasına gösterdikleri saygının artması diğer bir nedeni ise günümüzde kullanılan üstün verimli ve birörnek ticari hayvan sürülerinin stres faktörlerine karşı duyarlılıklarının artmış olmasıdır. Islah çalışmalarının sonucunda üstün verimli hayvanlar elde edilmiş fakat bunların çevre koşullarına duyarlılıkları da artmıştır. Sürülerde ekonomik verimleri kontrol eden genlerin frekansları devamlı olarak arttırılırken bazı faydalı genlerin gözden kaçtığı veya negatif genetik korelasyonlar gibi başka nedenlerle sürülerde frekanslarının azaldığı söylenebilir.

Kötü çevre koşulları bu sürülerde daha kolay ve daha çabuk stres oluşturabilmektedir. Stres sonucunda kanatlı vücudunda önce hızlı ve geçici, daha sonra kalıcı ve geri dönüşümü olmayan bazı değişiklikler oluşmaktadır. Bunun sonucunda verim düşüklükleri ve hastalıklara karşı direncin azalması kaçınılmazdır. Hasta hayvanda büyüme ve üreme durur, yaşama payı azalır ve hayvan sağlığını korumak için mücadele eder. Hasta hayvan tükettiği besin maddelerini öncelikle sağlığını düzeltmek ve stresi yenmek için kullanır².

Stres etmeni, hayvanların bağışıklık gücünü baskılayarak hastalık etkenlerine karşı korunmasız hale gelmelerine yol açar³.

Kanatlı Endüstrisinin hızlı gelişimi genetik iyileştirme çalışmalarının sonucunda olmuştur. Bu sayede mümkün olan en yüksek büyüme hızı ve verim potansiyeline ulaşılmıştır. Ama ne yazık ki bu potansiyele ulaşmak için üretim açısından çabuk etkilenen hayvanlara uygun yem ve ideal çevre koşulları sağlanmalıdır. Hava, ısı, nem ışık, su, toz, gürültü vs. gibi birçok faktör hayvanların yakın çevresinin dengesini bozup, hayvanlar için zor hatta uygunsuz duruma getirebiliyor. Bu stres faktörleri tek başına ve ya beraber, fizyolojik performansı, yem alımını, büyümeyi, üretim verimliliğini, hayvanların sağlığını ve mortalite oranını ve aynı zamanda bu hayvanlardan elde edilen ürünlerin kalitesini etkilemektedir.

Stres Faktörleri

Organizmada savunma uyandırıcı etkilere stres faktörleri denir.

Dış Çevre Koşulları     : Aşırı sıcak/soğuk, yetersiz havalandırma, irtifa,  gürültü

İç Çevre koşulları       : Enfeksiyöz olan/olmayan hastalıklar

Fizyolojik                     : Hızlı büyüme, yumurta üretimi

Beslenme ile ilgili      : Yemde ani değişiklikler, yemsiz/susuz kalma

Yönetim ile ilgili         :Gaga kesimi, aşılama, derecelendirme, nakliye

Psikolojik                     :Aşırı kalabalık, düzenin bozulması

Canlı ne tür stresörle karşı karşıya kalırsa kalsın, hoşa giden, gitmeyen bu etmene yanıt verme durumundadır. Bu yanıt, Selye tarafından “genel adaptasyon sendromu (GAS)” ya da “biyolojik stres sendromu” olarak tarif edilmiştir. Stres etmenin GAS’ı harekete geçiren etkisi non-spesifik bir etkidir. Bunun dışında her stres etmeninin kendine özgü bir de spesifik etkisi vardır. GAS oluşumunda bu spesifik etki de işin içine girer. Her stres etmeninin aynı/ortak non-spesifik etkileri olduğu halde, her canlıda aynı lezyona ya da tepkimeye neden olmaması, hatta aynı stres etmeninin aynı canlıda değişik zamanlarda değişik tepkimelere neden olması iç ve dış koşullandırma etkenleri ve psişik faktörlerle açıklanır.

Stresin Mekanizması

Organizma birçok düzenleyici kontrol sistemlerine ve değişebilen davranış programlarına sahiptir. Bunlar sayesinde çeşitli etkilere karşı koyabilir veya gerektiğinde uyum sağlayabilir. Bu olaylar organizmanın adaptasyon mekanizması ile sağlanır. Adaptasyonu sağlamakla görevli olan mekanizmalar her zaman fizyolojik dengeyi koruyamaz. Stres, stres etmenleri ile organizmanın savunma reaksiyonları arasındaki karşılıklı etkileşim olarak tanımlanmaktadır.

Strese cevap, homeostasisi tehlikeye sokan stres etmeninin merkezi sinir sistemi tarafından algılanmasıyla başlar. Bu cevap; alarm, adaptasyon ve tükenme devresi olmak üzere 3 bölümde incelenir.

Selye’nin GAS olarak tanımladığı tablo üç dönemdir.

1- Alarm dönemi

2-  Direnç dönemi

3- Tükenme Dönemi 

Genel Adaptasyon Sendromu


A= Alarm dönemi
B= Direnç dönemi
C= Tükenme dönemi

A- Bedenin stres etmeni ile karşılaşması ile hipotalamo- hipofizer sistem ve otonom sempatik sistem uyarılır. Etmen çok güçlü ise birey birkaç saat/gün içinde ölebilir. Alarm döneminden sonra beden bu etmene uyum göstermeye çalışır ve ikinci dönem, direnç dönemi başlar.

B- Alarm dönemi sırasında artmış olan doku katabolizmasına karşı direnç dönemi anaboliktir. Stres etmeni varlığını sürdürmesine karşı, beden normalin üstünde dirençli durumdadır. Direnç dönemi etmenin gücüne, bedenin adaptasyon yeteneğine ve enerjisine bağlıdır. Stres etmeni sürdüğü sürece adaptasyon sürüp gidemez. Yiyecek tüketiminde pek değişiklik olmadığı için salt kalorik enerji olarak tanımlanamayan adaptasyon enerjisinin tükenmesi ile üçüncü dönem başlar.

C- Alarm reaksiyonu yeniden belirir. Adaptasyon enerjisi tamamen tükenmiş ise ölüm, değilse stres hastalıkları oluşur. Canlı organizmasının stres etmeni ile ilk karşılaştığında görülen değişikliklerin başlamasına neden olan “Mediatör” diğer deyişte alarm sinyallerinin çaldırıcısının ne olduğu bilinmemektedir. Bu, belki stresörün bazı dokuları etkilemesi, bazı sistemleri uyarması sonucu oluşan metabolik yan ürünler, ya da yaşamsal değeri olan bazı maddelerin kaybıdır.

Stres Mekanizması(Spiegel, 1971)

Alarm safhasında merkezi sinir sistemi ile adrenal medulla önemli rol oynar. Stres etmeni organizmada ilk olarak sinirsel-hormonal olaylar serisini başlatır. Bu sinirsel uyarı hipotalamusa ulaşmakta ve sinirsel hormonal faktöre çevrilmektedir.

Hipotalamusdan salgılanan kortikotropin salgılatıcı faktör (CRF), hipofizeal portal damar sistemi aracılığı ile ön hipofizi uyarmakta, buradan adrenokortikotropin (ACTH) hormonu salgılanmaktadır. ACTH, kan dolaşımı ile adrenal bezlere ulaşır ve glikokortikoidlerin salgılanmasını artırır. Bu basamakların yeterli düzeye gelmesi belirli bir süre gerektirdiğinden çevredeki stres etmenleri ile karşılaşıldığında vücuttaki ilk cevap, uyumdan ziyade savaşmak şeklinde olmaktadır. Bu durum bazı araştırıcılar tarafından ‘savaş yâda kaç’ mekanizması olarak adlandırılmaktadır. Bu cevap adrenal medulladan adrenalin veya noradrenalinin ani salınımı ile düzenlenmekte ve enerji üretiminde artma ile sonuçlanmaktadır. Sinir sisteminin uyarılara cevap verebilmesi için enerji üretiminin artırılması gerekmektedir.

Nörojenik aminler enerji reaksiyonlarında etkili olan hepatik adenilsiklaz enzimini aktive ederek, karaciğerde glikojenin glikoza dönüşmesini sağlarlar. Stresin alarm devresinde hipokloremi oluşmakta ve kan yoğunluğu artmaktadır. Adrenal medulladan salınan adrenalin ve sempatik sinir uçlarından salınan noradrenalin aracılığı ile kalp atım hızı, kan basıncı ve solunum hızı artmakta, kan şekerinde ise ani bir yükselme görülmektedir (Hill, 1983). Alarm reaksiyonlarını ortaya çıkaran stres etmeninin etkisi uzun sürerse organizma adaptasyon devresine girer. ACTH’nın hipofiz ön lobundan salınımı ile kanatlılarda önemli bir steroid olan kortikosteronun üretimi artar, timus, dalak ve periferal lenf düğümleri küçülür, hipofiz lobu büyür ve adrenal bezlerin ağırlıkları artar. Dolaşımda lenfositlerin sayısı azalırken heterofillerin sayısı artar. Adrenal korteks dokusunda oluşan glikokortikoidler; adrenal medullaya geçerek feniletolamin- N-metil transferaz enzimini aktive edip noradrenalinin adrenaline dönüşümünü düzenlerler. Adrenal korteksin sürekli uyarılması kortikosteroidlerin dolaşımda sürekli yüksek konsantrasyonda kalmasına yol açarak kardiyovasküler ve  gastrointestinal hastalıklar ile hiperkolesterolemi, metabolik bozukluklar ve immunolojik fonksiyonlarda değişikliklere neden olup yangısal olayları baskılamakta ve lenfositlere bağlı savunma reaksiyonlarını yavaşlatmakta ve antikor üretimini engellemektedir. Bağışıklık gücündeki etkiler, genetik faktörler ile yemden büyük oranda etkilenir. Glikokortikoidlerin sürekli salınması organizmanın kondüsyonunu bozar.

Bu durum protein yıkımı, yağlanmanın artması ve hiperglisemi gibi metabolik bozukluklar şeklinde ortaya çıkar. Hastalıklara karşı duyarlılığın artması entansif kümes sistemlerinde oldukça önemlidir. Stres etmeninin etkisi devam ederse organizma son devre olan tükenme devresine girer ve ölüm şekillenir.

Kısaca Özetlemek gerekirse;

Hipotalamus stres faktörlerine karşı oluşan tepkinin başlangıç noktasıdır. Hipotalamustan salgılanan kortikotropin serbestleştirici faktör (CRF), hipofiz ön lobundan ACTH salgılatır.  ACTH ise kan yoluyla böbreküstü bezlerine gelip burada kortikol hücrelerinin hiperaktif duruma geçmesine sebep olur. Sürekli olarak az miktarda salgılanan ACTH’ın stressör etkisi ile salınımı yaklaşık 20 kat artar. Ve bu hormonun etkisi ile böbreküstü bezi korteksinden kortizol salınımında artış olur.

Kortizolün Genel Etkileri

1- Glikojenoliz artar.

2- Karaciğer dışında protein yapımını azaltır, yıkımını arttırır. Karaciğere ise aminoasitlerin girişini kolaylaştırır. Karaciğere giren bu aminoasitler glikoneogenez ve protein yapımında kullanılır.

3- Yağ depolarından yağ asitlerini mobilize eder.

4- Yüksek dozlarda, lökosit diapedezini azaltarak iltihabı bloke eder.

5- Eosinofil, lenfosit sayısını azaltırken eritrosit sayısını arttırır. Lenfoid dokuda

atrofiye neden olup, immunoglobulin miktarını azaltır.

6- Histamin miktarını azaltır, allerjik iltihaplar bloke olur.

7- Kardiovasküler sistem: Kan basıncını arttırır. Bu etkisini damarların adrenaline

duyarlılığını ve karaciğerde angiotensin yapımını arttırarak gösterir.

8- Gastrointestinal sistem: Hipersekresyon, hiperasidite oluşur.

9- Mental aktiviteyi arttırır.

Böbrek Üstü Medullası:  Burdan salgılanan katekolaminler adrenerjik sinir uçlarında da yapılır. Noradrenalini adrenaline çeviren enzim medullada yüksek konsantrasyonda olduğundan adrenalin sentezinin önemli bölümü burada olur. Noradrenalinin etkisi daha fazla alfa reseptörler üzerinden periferik dolaşımadır. Adrenalin ise  beta 1 ve beta 2 reseptörlerüzerinden metabolizma ve kalp üzerine etkilidir. Beta 1 kalbin uyarılması ve lipolizden, beta 2 ise bronkodilatasyon sorumludur. Stres etmeni ile uyarılan otonom sempatik sistem, böbrek üstü bezi medullasından adrenalin salgılanmasını arttırır.

Adrenalinin Genel Etkileri

1- Kardiovasküler sisteme etkileri: Kalp kasının kasılma gücü, kasılma ve iletim

hızları adrenalinle artar.

2- Bronkodilatasyona neden olur.

3- Böbrekler: Vasokonstriksiyona bağlı olarak glomerüler filtrat azalır ve reninangiotensin

sistemi aktive olur, Aldesteron arttığından vücutta tuz ve su tutulur.

4- Glikojenolizi hızlandırır.

5- Yağ dokularından yağ asitlerini mobilize eder.

6- Beden ısısı artar.

7- Solunum derinliği ve hızı artar.

8- Pupiller dilatasyon olur.

9- Mental aktivite artar

10-Yüzeyel deri damarlarında vazokonstriksiyona yol açar.

Stresin metabolizmada yukarıda belirtilen hormonlar aracılığıyla yapmış olduğu tüm bu oluşumlar, bağışıklık gücündeki etkiler, genetik faktörler ile yemden büyük oranda etkilenir. Glikokortikoidlerin sürekli salınması organizmanın kondüsyonunu bozar. Bu durum protein yıkımı, yağlanmanın artması ve hiperglisemi gibi metabolik bozukluklar şeklinde ortaya çıkar. Hastalıklara karşı duyarlılığın artması entansif kümes sistemlerinde oldukça önemlidir. Stres etmeninin etkisi devam ederse organizma son devre olan tükenme devresine girer ve ölüm şekillenir.

Sonuçta; stres hormonları diye adlandırdığımız adrenalinin ve kortizolün salgılanmasındaki artış ve bu iki hormonun genel fizyolojik etkileri ile beden direnç döneminde stres etmeni ile başa çıkmaya çalışır. Birey yaşam süreci içinde pek çok kez genel adaptasyon sendromunun ilk iki dönemine girebilir. Eğer stres etmeni çok güçlü ise ya da çok uzun bir süreyi kapsamışsa diğer bir deyişle beden direnç döneminde stres etmeni ile başa çıkamaz ise organizma direnç döneminden tükenme dönemine girer, psikosomatik hastalıklar yada ölüm gerçekleşir. Organizmada direnç dönemini sonlandırıp tükenme dönemini başlatan ise stres hormonlarının organizma üstündeki uzamış etkileridir.

Sürdürülebilir bir hayvansal üretim uygulamasında tavuklarda stres oluşturan faktörlerin bilinmesi önemlidir. Stresi kontrol altına almak için en etkili yöntem, kaçınabilir stres faktörlerinin ortadan kaldırılması ve kaçınılmaz olan stres faktörlerinin hayvanların üzerindeki etkilerini minimize etmekten geçer. Stres belirtilerinden faydalanarak tavuklar için gerekli olan optimum yaşam koşulları hakkında daha fazla bilgi edinilebilmektedir.

Kaynaklar

  1. Zwart ve ark. 2003
  2. Zulkifli ve Siegel, 1995; Gross ve Siegel, 1997; Siegel veGross, 2000
  3. Neumann,1998
  4. Akçapınar ve Özbeyaz, 1999
  5. Freeman, 1987
  6. Siegel, 1971; 1985
  7. Siegel, 1985
  8. Hill, 1983

Değerli yorum ve katkılarınızla sektörümüzde yer alan açık yazar ekibimize motivasyon sağlayacaksınız.

info@turkishpoultry.net

Bir cevap yazın

Theme: Overlay by Kaira Extra Text
Türkiye

Keyifli okumalar dileriz.

%d blogcu bunu beğendi: