Savunmasız Değiliz – 1

Probiyotik Kullanımı

Kanatlılarda Monogliseridlerin Kullanımı

Eylem Akkaya – Zooteknist

Giriş

Tüm dünyadaki tavuk üreticileri, sürekli olarak artan yem maliyetleri ve çeşitli patojenlerin neden olduğu hastalıkların yaygınlığına ilişkin birçok zorlukla karşılaşmaktadırlar. Tüm üretim sürecinde (et üretimi ve yumurta üretimi) üreticilerin ekonomik üretim yapmalarını hedeflerken; ekonomik karlılığını da en iyi düzeye çıkartmak için üretim yapmak ve tüm yasal düzenlemelere uygun şekilde hareket ederek  üretim yapmak istemektedir.  Artan hammadde fiyatları gibi bir çok unsur ve artan rekabet yetiştiriciliği güçleştirmektedir. İşletmeler, üretkenliği ve kârlılığı yükseltmeli ve aynı zamanda aşağıdaki hususlar için çözümler de bulmalıdır:

  • Artan sağlık problemleri
  • Yasal uygulamalarla antibiyotik kullanımında kısıtlamalar
  • Hammadde fiyatlarındaki değişkenlik nedeiyle artan yem maliyetleri
  • İçindeki bileşenlerin çeşitlenme kalitesi
  • Patojen mikroorganizmaların artışı

Hastalıklara, Gram-negatif ve Gram-pozitif bakteriler olan E. Coli, Salmonella spp., C. Perfringrens, Staphylococcus,  Streptococcus,  Protozoalar,  Koksidialar,  Virüsler(yağ zarflı) ve IB (Infectious Bronchitis) ya da ND (NewCastle Disease) gibi viral enfeksiyonlar neden olur. Sıklıkla antibiyotikler ve aşılama programları kullanılmaktadır fakat buna rağmen tüm bakteriler ve virüsler, ekonomik ve/veya uygulamalı dezavantajları nedeni ile yok edilemez.

Kanatlılarda Monogliseridlerin Kullanımı

Yağ asitleri, bir gliserol molekülüne alfa pozisyonunda esterifiye edilirler ve 1-monogliseridler   bir çeşit sanat teknolojisi kullanılarak üretilirler. Kullanılan yağ, aside türüne bağlı olarak 1-monogliserid; kanatlının bağırsak sağlığını destekleyecek ve antibiyotik ihtiyacını azaltarak verimliliği ve karlılığı arttıracak antibakteriyal özelliğe sahiptir. Kanatlılara 1-monogliseridlerin verilmesiyle; antibiyotik kullanımının ve buna bağlı olarak antibiyotik direncinin azaldığını¹ ve  zararlı bakterilerin patojenitesinin azaldığını gösteren literatürler mevcuttur².

Neden 1-monogliseridlere Odaklanıyoruz?

Gastrointestinal sistem (GIT) (sindirim sistemi), bütün yaşayan organizmalar için, besin sindirimi ve besin emilimi gibi önemli bir fonksiyonu olan en büyük organlardan biridir. Ayrıca, sindirim sistemi (GIT), bağırsak yoluyla girebilen mikrobik ve viral enfeksiyonlara karşı bir engeldir. Bunun da ötesinde, sindirim sisteminin(GIT) patojenler tarafından kolonizasyonu; daha fazla kayıplara ve karlılıkta düşüşe sebep olan yemin sindirilebilirliği, gelişim, yemden yararlanma ve performans gibi faktörleri olumsuz etkiler. Geçmişte patojenik enfeksiyonların etkilerini baskı altına almak için genellikle sub-terapötik seviyelerde antibiyotik kullanılıyordu. Bununla beraber, bu antibiyotiklerin etkisiz olduğu ve bakterilerin zaman içine direnç kazandığı son yıllarda kanıtlandı. Günümüzde antibiyotik kullanımının sıkı kanunlarla denetlendiği ülke sayısı arttıkça, sektör, bağırsak sağlığı ve enfeksiyonların önlenmesine yönelik antibiyotiksiz alternatiflere odaklandı.

İlk başta sektörümüz asitlendirme ajanı olarak organik asitlere odaklandı. Organik asitlerin antimikrobiyal etkisi, mikroorganizmanın olduğu ortamdaki pH değişimlerine bağlıdır. Organik asitler genç yaşta hidroklorik asit sekresyonu yetersiz olduğu için, mide sıvısını asitlendirmek için genç domuzlarda yıllarca kullanılmıştır.  Bu, özellikle sindirim sisteminde (GIT) kolonize olan Gram-negatif bakterilerin kontrolsüz gelişimine sebep olabilir. Bununla beraber organik asitlerin aktivitesi pH’ a bağlıdır³,

Bu da sadece düşük pH seviyelerinde etkili olacakları anlamına gelir. pH seviyesi asidin pKa seviyesinden düşük olduğunda, çoğunluğu, lipofilik olarak çözünmemiş formda kalacaktır. Bu da organik asitlerin Gram-negatif bakterilerin hücre duvarından geçerek mikrobiyal hücreye girmesine sebep olacaktır.

Burada ayrışacak ve plazmanın pH’sını düşürecektir. Hücrenin, pH düşüşünü koruması için hücre zarından H+ geçişini ortadan kaldırması gerekir. Bu da çok fazla enerji gerektirir ve hücrenin ölümüne sebep olur.

Problemler, pH seviyesinin yüksek olduğu ve bağırsağın patojenler tarafından kolonizasyonuna daha uygun olduğu, bağırsağın alt kısımlarında oluşur. Gerçekten de daha yüksek pH seviyesine sahip olan organik asitler (pH, pKa’larından daha yüksek) ayrışacaktır ve lipofilik özelliklerini ve dolayısıyla antimikrobiyal etkilerini kaybedeceklerdir. Üstelik organik asitler yem alımının azalmasıyla sonuçlanacak şekilde korozif ve uçucudurlar.

Kısa zincirli yağ asitleri (SCFA) ve orta zincirli yağ asitleri (MCFA)’nin 1-monogliseridleri özel bir kimyasal davranış sergilerler: kendi kendine emülsifiye bileşikler gibi, hidro-dağılabilen yapıdadırlar. Gerçek şu ki; 1-monogliserid molekülleri hidro ve lipofilik’tirler ve bu avantaj olarak kabûl edilebilir. Ayrıca kimyasal özellikleri; örneğin asitlerle gliserol molekülü arasındaki kovalent bağlar, onların pH’dan bağımsız hareket etmelerini sağlar. Bu da 1-monogliseridlerin 4 ayrı ortamda aktif olmalarını sağlar; su, yem, mide (düşük pH) ve bağırsak sistemi (daha yüksek pH), ki bu da basit organik asitlerin kullanımında en önemli avantajdır.

Organik asitlerin karboksil grubunun esterifikasyonu, genel olarak, daha az aktif olan bir bileşiğe dönüşmesine sebep olur; monogliseridler istisnadır.

Monogliseridlerin Yapısı ve Sindirimi

Gliseridler 3 ayrı yapıdadır; yağ asitlerinin gliserol molekülüne bağlandığı (C3H8O3) mono, di ve trigliseridler. Yani, trigliserid bir gliserol molekülüne bağlanmış 3 yağ asid zincirinden oluşur, monogliserid ise bir gliserol molekülüne bağlanmış 1 yağ zincirinden oluşur. (Şekil 1)

Savunmasız Değiliz 2
Şekil 1. Mono, di ve trigliserid moleküllerinin şematik görüntüsü

Pek çok rasyon yağı, triasilgliserol (TAG) formunda sindirilir. Bir triasilgliserol (trigliserid olarak da adlandırılır), bir gliserol molekülüne bağlanmış 3  adet yağ asidi zincirinden oluşur. Lipidlerin önemli bir özelliği hidrofobik özellikte olmalarıdır ki bu da onların sindirim sisteminde çözünebilirliklerini azaltır. Trigliseridlerin özellikle safra tuzlarıyla emülsifikasyonundan sonar, pankreatik lipaz (enzim) trigliseridleri  serbest yağ asitlerine, ağırlıklıı olarak 2-monogliseridlere hidrolize eder. ‘2’; yağ asidinin, gliserol molekülünün ikinci (beta) pozisyonuna bağlanması anlamına gelir. Yağ asidinin, gliserol molekülünün birinci ya da üçüncü C atomuna bağlanması durumunda bu 1-mongliserid ya da alfa-monogliserid olarak adlandırılır. 2-monogliseridler, trigliseridlerin enzimatik olarak hidrolizi sırasında oluşan en baskın formlarıdır. Yağ sindirimi sırasında, lipaz enzimi ilk once 1- ve 3 pozisyonlu yağ asidini hidrolize edecektir, 2-monogliseridi bırakacaktır. Ayrıca 1-monogliserid oluşumu, 2-monogliserid alımından daha yavaştır.

Sindirim sırasında serbest yağ asitleri ve 2-monogliseridler miseller oluşturur. Ince bağırsakta serbest yağ asitleri ve 2-monogliseridler villiye geçmeden ve epitel hücreye girmeden önce misellerden ayrılırlar; ki burada yağ asitleri ve gliserole parçalanırlar ve tekrar triasilgliserole sentezlenirler. Golgi aygıtında triasilgliserol; proteinler, fosfolipidler ve kolesterol ile birleşir ve beraber şilomikronları oluştururlar.

Kaynaklar

  1. Desbois ve Smith, 2010
  2. Bunkova ve ark., 2011; Thormar ve ark., 2006
  3. Skrivanova ve ark., 2005
  4. Kabara ve ark., 1972
  5. Borgström, 1964; Brown ve Johnston, 1964b

Değerli yorum ve katkılarınızla sektörümüzde yer alan açık yazar ekibimize motivasyon sağlayacaksınız.

info@turkishpoultry.net

Bir cevap yazın

Theme: Overlay by Kaira Extra Text
Türkiye

Keyifli okumalar dileriz.

%d blogcu bunu beğendi: